EDEBİYAT - SANAT - FELSEFE Nitelikli Bir Edebiyat Arayışı!

21 Mayıs 2009 Perşembe

BİR KİTAP


Sanat nedir? Ve neden sanat? Platon'dan günümüze değin tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor. France Farago, sanatın soykütüğünden hareketle, sanattaki tarihsel gelişimi ve modern dönemde yaşanan köklü değişimi anlatıyor. 

"Antikite, Avrupa’ya ilham veren ve geleneksel araçları temin eden bir devir olarak tasvir edilmiştir. Yazar, perspektifi ve seyirciyi dikkate alan insan-merkezli sanattan tekil bakış açısının kaybolduğu tanrı-merkezli sanata geçişi yönlendiren mantığa ışık tutar: Bu, Doğu Roma İmparatorluğu’ndan Ortaçağ’ın sonlarına dek sürmüş olan bir dönemdir ve bizim yüzyılımız antik perspektifin ve Rönesans’ı oluşturan çağların mirasçısıdır. Plotin’in temaşa düşüncesi ise bu geçişlerin temel felsefesini oluşturur.

Sanattaki modernite, görüntünün reddedilmesinden ve taklidinden doğmuştur. Yüksek ontolojik bir gerçekliğe gönderme yapan soyut sanatın büyük ressamları (Kandinsky, Mondrian, Malevitch), biçimden kuralsızlığa, figüratiften soyuta, objektif olandan objektif olmayana geçişi ustalıkla işlemişlerdir. Artık onların sanatı gerçek olanı temsil etmekten ziyade varoluşun hissedilebileceği bir bakış açısıdır.

Güzeli reddeden, hoşnut etme kaygısından uzak ve kalıcılık derdi olmayan çağdaş sanat, modern dönemin sona erişini tescil eder. İnsanı çıplak gerçeklikle yüz yüze bırakır.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Değişim


Fular zaman panelinde, yaşam kaydı italik listelere yansımıştır. Oluşturulan önizlemeler seçenek taslaklarıyla gösterilir. Yazı türleri arasında sonbahar derin bir platform oluşturur. Başlangıç anında düşünce otomatik olarak geri döner. Yayımlama süreci konumlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Kayıtlara yönelik yanlış bilgiler yakın geçmişte ortaya konmuştur. Borges tarzı arınmalar kahramanca bir umutsuzluk olarak bilinir. Rüzgarın ıslığa, küllerin yokluğa dönüştüğü andır bu. Yitik sözler gitmek ve kalmak arasında bir yerdedir daima. Kışkırtılmış bir kalp yalnızlıklar ülkesinde bir Şahmeran gibi yansır aynalara. Anılar olarak bilinen yerleşim tasarıları kör bir uykudur gerçekte. Burada her türlü yorum denetim dışıdır. 

Ayrılık unutuşun başlangıcıdır. Ezberlenecek birşey kalmamıştır geriye. İleri düzeyde can sıkıcı karşılıksız fotoğraflar yapraklar gibi dökülür. Bir deniz bulmak, bir kenti terk etmektir; ayrılık bu keşifle başlar. Beklenen ışık, yağmur altında belli belirsiz görülen soluk bir düş gibidir. Eski hüzünler kötüye işarettir; bilinmeyen yönler uzak kasabalara sığınmakla eş anlamlıdır. Kanayan bir yara ezberlenmiş sözlerden öteye gitmez. 

Kaçmak boşluğu içinde duyumsamaktır. Evreni unutmak yanlız kalmaktan daha kolaydır artık. Sönmüş yıldızlar kaybolur; binlerce yıllık bir kayıptır bu. Yedinci renge bürünen düşler tek bir şeye işaret eder. Yaşıyorsun; ve şimdi de ölümü ezberlemeye çalışıyorsun, ona tutunmaya, anlamaya. Ölüm yeni bir dünyaya düşmektir; yeni bir zaman başlar; sıcaklığı hissedilir tazeliğin. Eşsiz kokulu çiçekler resmedilir zihinlere. Mevsimler boyu anlatırsın artık, saatler yardımcın olur. Anlatırsın, gecikmiş bir telaşla... 

20 Nisan 2009 Pazartesi

Adiyum

Yüreğen bir semaya dolunca terkiler, kızıl tuşlar aşelemde bakışmışlar. Otomobil diplerinde seyrelmiş bir rivayettir bu. Delidir bu, aklını protesto eder. Küvey denizleri hışırdar, suvarin söylev verir yavru tazuylara. Yazlar birbirine karışır; rengarenk başlıklı yazlar. Komaru meydandadır artık. Tlinkit yöresinde deniz kabuklarına ağıtlar yakılır. Yaratıcı bir kuş dikte olurken sert sessizlerle, yüce Bakır kalıba alır toy fiyetleri. Kûnarun'da yeliş bir koyak inşa edilir. Açık sözler icattır burda; güzele kötülük edilir bu yolla. Seyaha taşlanırken simsiyah bir tassavvur, demirler pembu olur Kûnarun'da.

Burası Kaniya ülkesidir geniş ormanlar ortasında; volkan ağızlarında erratum oynanır insan evinde; toprak Ardıcı civarları sonsuz bir bakış, böyle gözlerle bakan böyle bir yüzde. Kehanetler su mayalar ve kahır defterleri tevazu biçer kwakiutl tanrılarına. Tama men olunur hayattan uzak. Sabah sorulur kurşun tenhalarında tüylerin; Taruhan seyre dalarken kutsu teğelleri, bıçaklardan dirilen körelmiş sanrılar sarmaşdolaştır düşyüzeylerinde. Yüzeyler karanlığa tepkidir derin iç denizlerde ve tera şeffaflık olur saygın sularda. İşte o zaman, görü bir yazı oluverir bu dünyada. Bu ev eklenince kritüre vesiz, suma katar üzerlerine bu sözlerin. Bu yüzdendir tüm bu verbum diyukariyum...

    

19 Nisan 2009 Pazar

Ymkane


Yetmiş dört bin beş yüz altmış yedi +/-. Bu sayının yaşadığımız dünyada bir anlamı yok; anlamı olmadığı için bu dünyada yaşamaya devam ediyoruz; buradaki varlığımız başka olasılıkların yokluğu sayesindedir; sayının gerçek-dışılığı bizi bu dünyaya mahkum eder; su olmayan birşeyin hidrojen ve oksijen bileşimi olmayan birşeyden üretildiği bir ortamda bizim için varolan yokluk kendini gerçekleştirir. Böyle bir boyuta geçtiğimizde, varlığımız bu geçişle birlikte ortadan kalkar; zira sayının kendini mevcut ve anlamlı kıldığı ortamı algılayamayız. Renkler ve şekiller görüntü ve yoğunluk faktörleri olarak geçersiz hale gelirler; görüntü başka araçlar üzerinden kendini var eder; buradaki araç tanımlaması varsayımdaki uzamın niteliği açısından paradoksaldır; ancak gerçekleşimi ifade edebilmemiz için, bu dünyada oluşturulmuş algılama biçimleri üzerinden hareket etmemiz gerekir; aksi taktirde buradaki varlığın geçersizleşmesi ve yokluğun varlık statüsüne geçmesi durumu bizler için algılanması ve kavranılması imkansız hale gelir ve sayı konusunda tam bir bilinmezlikle karşı karşıya kalırız; dahası, böyle bir bilinmezlik bizim algı alanımızda gerçekleşmeyeceği için bizler yokluk ve varlık olasılıkları karşısında etkisiz hale gelir ve sonsuza dek statik olarak kalırız. 

22 Ocak 2009 Perşembe

Şizofren Yaratan Toplum


Her insan, toplumda tanık olduğu olumlu ya da olumsuz durumlara farkı şekilde tepki gösterir. Bu tepkiler iki temel nokta üzerinden kendini gösterir: Uyumluluk ve Uyumsuzluk (nötr kalmak pasif bir uyumluluktur). Uyumlu olan onaylanırken, uyumsuzluk damgalanır, yasaklanır, illegal ilan edilir. Patolojik olarak bu uyumsuzluk Şizofreni tanımlamasıyla kristalleşir. Toplum düzeyinde uyumsuzluğun damgalanma süreci şizofreniyle üst sınırına ulaşır. Patolojik olarak tanımlanması nedeniyle de bu Şizofreni tanısı toplumun uyguladığı damgalama eylemini resmileştirir ve meşrulaştırır. Bu durum Ercan Doğan'ın kaleme aldı "GÜNAHKAR VE MELEK" adlı romanda, topluma yönelik bireysel düzlemdeki uyumsuzluğun şizofreniye dönüşüm süreci olarak karşımıza çıkar. Söz konusu kitap, bu konuya yönelik güzel bir örnek oluşturmakta ve konunun daha iyi anlaşılması açısından önemli bir noktada durmaktadır. 



Ayrıntılı Bilgi:

21 Eylül 2008 Pazar

SÖZCELEM POTANSİYELLERİ


Gökyüzüne karşılık gelen bir gezegende, i, n, s, a ve n’lerden oluşan bütün varlıklar, yaklaşık yüz proton devrine denk düşen her bir zaman diliminde, evrende varolabilecek bütün titreşimsel parçacıkları teklik kombinasyonları halinde bir araya getirerek ve bu şekilde oluşturulan her birimi çokluk dizileri halinde sıralayarak her an söylenebilecek her şeyi gizil olarak seslendirmektedirler. Bütün bu süreç, söz konusu çokluk dizileri potansiyel olmaya son verip efektif hale gelecek şekilde yeniden üretildiğinde, anlam-birimsel bir bütün oluşmakta ve böylelikle konuşmama eylemi artık son bulmaktadır.

Bir başka ifadeyle, söz konusu yaşam alanında varolan söz konusu varlıklar, dirimsellik durumlarına denk düşen her X proton-saniyede, patafizik bakış açısına göre, muhtemel bütün sözcelemleri oluşturmaktadırlar ve bu omni-sözcelem anında X özne tarafından efektif bir zaman-mekan durumunda seçilmiş her bir semantik birim dış evrene konuşma eylemi olarak yansımaktadır. Dolayısıyla X öznenin yaptığı tek şey, potansiyel olarak üretilen bütün sözcelemler arasından kendi gerekliliğine uygun bir seçim yaparak X sözcelemi efektif hale getirmektir. 

07 Eylül 2008 Pazar

KUZU (Şiir)

Ben seni nasıl biliyorum, biliyorsun,
kocaman bir tekliksin sen bak söylüyorum,
aklıma gelince nasıl oluyorum ellerim bilir,
sevinçlerim çıkıp geliyor bir sürü oluyorlar,
içimde bir elma ikiye bölünüyor kırmızı,
koşuşturup duruyor oksijenlerim çoğalıyor,
bir kadın göğsümde büyüdükçe büyüyor,
kalbim gerilerden geliyor kulaklarıma…

ben seni böyle bilmezdim
ben kendimi hiç bilmezdim…

Şimdi bunları yazıyorum ya ben yazmıyorum,
aklım başıma dikilmiş yaz diyor yazıyorum,
birden ona sen geliyorsun ya hep öyle oluyor,
çiçekler kuşlar diyor havada diyor uçuyor diyor,
ama diyorum fakat diyorum zira diyorum,
kirpiklerime laf dinletemiyorum... 

Özcan Doğan / 2007